Şahsım'ın Büyükelçiler Blöfü

Rahmi Yıldırım

27 Ekim 2021
Şahsım'ın Büyükelçiler Blöfü

''Sözgelimi “içişlerimize karışamazsınız” meselesi. ABD’nin Türkiye’nin içişlerine karışmasına on yıllardır çanak tutan, ABD ile birlikte Irak’ın, Suriye’nin ve Libya’nın içişlerine (oradaki hükümetleri devirmeyi planlayacak kadar karışan), Suriye ve Irak’ın içişlerine karışmayı sürdürmek için TBMM’den iki yıl süreli tezkere geçiren ŞAHSIM’ın, insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda, “içişlerimize karışamazsınız” edebiyatına sarılması, neresinden bakılırsa bakılsın, samimiyetsizdir, tutarsızdır.''

Ben diyeyim haftalardır siz deyin aylardır, gündem belirleme üstünlüğünü yitirmişti ŞAHSIM. Gündemi başkaları belirliyor, ŞAHSIM söylenenlere yanıt yetiştirmeye çalışıyordu. On dokuz yıldır gündemin efendisi olan ŞAHSIM gündemin öznesi olmaktan çıkmıştı. İstikrarsız, tutarsız iç ve dış politikasıyla, ekonomide Türk parasını pula çeviren kararlarıyla, cuma namazı sonrasında veya uçakta dışa vurduğu yorgun ve dağınık ruh haliyle gündemin nesnesiydi epeydir. 

Bu gibi soyut sorunların yanısıra somut konularda da hep savunmadaydı ŞAHSIM. Sözgelimi 128 milyar doların akıbeti, Ziraat Bankası’ndan yandaş medya patronuna verilip geri alınmayan kredi, orman yangınlarıyla ifşa olan THK uçakları skandalı, Sedat Peker’in itiraf ve ifşaatı, muteber müteahhitlerin her birinin vergi cennetlerine kaçırdıkları servetler, Taliban’ın kâbusa çevirdiği Kabil kayyımlığı hülyası, Biden ile samimiyet kuramamanın üzüntüsü, Putin’in ayan beyan kabalığı, bürokrasiye saldığı korkunun etkisini yitirmeye başlaması, Sayıştay’dan sızıntılar, TÜGVA iddiaları… Her birinde savunmadaydı ŞAHSIM; kamuoyunu ikna etmek şöyle dursun, yandaşlarını ikna etmekte bile zorlanıyordu. “Anketlere inanmıyorum” öfkesiyle aşikâr ettiği üzere oy kaybı sürüyordu. Markette alışveriş, saray personeliyle basket maçı da sempati tazelemeye yetmedi. Devlet Bahçeli’nin “bölücü kebapçılar” zırvası bile daha çok ilgi toplamıştı.

Gündemin öznesi değil nesnesiydi, savunmadaydı; “Bay Kemal” nakaratı eskisi gibi etkili olamıyordu. Neyse ki Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş var. Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda’nın Ankara büyükelçilerinin 18 Ekim’de hapiste dördüncü yılını dolduran Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda “serbest bırakılmasını” istemeleri ŞAHSIM için gündem belirleme fırsatı oldu. ŞAHSIM, “10 tane büyükelçinin istenmeyen kişi ilan edilmeleri için talimat verdiğini” açıkladı. (Nasıl da mağrur ve mesrur idi o talimatı verdiğini açıklarken! “10 tane büyükelçi” derken sergilediği dilbilgisi zafiyetine eleştiri hakkımı saklı tutuyorum!)

Ne var ki, Osman Kavala üzerinden gündem belirlemesinin ömrü de kelebeğin ömrü kadar oldu. Çünkü talimatı kurusıkıydı, blöften ibaretti. “Büyükelçiler sınır dışı edilsin!” talimatı blöf olsa da, zaten türbülansta sarsılan ekonomi kırmızı alarma geçti; Amerikan doları 9 lira 85 kuruşa, Avro 11 lira 40 kuruşa kadar yükseldi; Türk lirası Afgan parası karşısında bile değer yitirdi. Diplomasi ve siyaset kulislerinde ŞAHSIM’ın ucuz kahramanlıktan vazgeçmesi için yoğun çaba gösterildiği, çıkış yolu arandığı yorumları yapıldı. 

Hep söylenir ya, diplomasi mutlaka bir çıkış veya geri dönüş yolu bulur. Geri dönüş yolu Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesinde bulundu. Sözü geçen madde, büyükelçilerin bulundukları ülkelerin içişlerine karışma niteliğinde faaliyette bulunmalarını yasaklıyor. Adı geçen ülkelerin dışişleri Osman Kavala çağrısının 41’inci maddeyi çiğneme amaçlı olmadığını açıklayınca ŞAHSIM’a “Büyükelçiler sınır dışı edilsin!” blöfünden dönüş yolu açıldı. Anadolu Ajansı, 41’inci madde açıklamasının ŞAHSIM tarafından olumlu karşılandığını haberleştirdi. Peşinden ŞAHSIM “Yargımıza ve ülkemize yönelik bühtandan geri dönülmüştür. Viyana Anlaşması 41. Maddesine göre içişlerimize karışılmayacağı taahhüt edilmiştir,” diyerek krizi kendince noktaladı.

***

Kriz noktalandı” deyişi sözün gelişi. Kriz tırmansa, büyükelçiler sınır edilseler, Türkiye ile Batı dünyası arasında tarihte benzeri olmayan bir kopuşma sürecine girilecekti. Böyle bir kopuşma mümkün değildi. Türkiye ile sözü geçen ülkeler arasındaki ekonomik ve siyasi entegrasyon böyle bir kopuşmaya, köprülerin atılmasına izin vermedi. Yani, büyükelçiler krizinin çözüldüğünü söylemek yerine ertelendiğini söylemek daha doğru olur. 

ŞAHSIM ve medyası yedi düvele diz çöktürüldüğünü propaganda etseler, yeni bir “One minute!” masalı anlatsalar da hakikat ortada. Büyükelçiler sınır dışı edilmediler; dahası, yayımladıkları çağrının Viyana Sözleşmesi’yle uyumlu olduğunu vurguladılar. Yani büyükelçilerin geri adım atmaları söz konusu değil; ŞAHSIM’ın blöfüne rest ile karşılık verdiler.

Buna karşılık ŞAHSIM’ın sözünü yuttuğu, geri adım attığı kesin. Sözünü yutması iyi de oldu. Yoksa faturası hepimize çıkacak daha ağır bir ekonomi krizine savrulmak mukadderdi. İyi ki akıl ve basiret devlet yönetiminde tümüyle sıfırlanmamış, bir yerlerde hâlâ mevcut. 

ŞAHSIM ilk kez sözünü yutmuş, ilk kez geri adım atmış da değil. İstediği kadar “Benim kitabımda geri adım atmak yok” desin, daha önce de defalarca böyle geri adımlar attı. Rahip Brunson krizinde “Ey ABD! Bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsınız!” diye esip savurmuş, kendisini ortaya koymuştu. Bunca esip savurmanın ardından ABD Başkanı Trump’ın tehditleri üzerine Brunson ülkesine uğurlanmıştı.

***

ŞAHSIM’ın sözünü yutması gibi tutarsızlığı da bu olaylarla sınırlı değil. Akla gelebilecek her konuda ŞAHSIM’ın kendi kendisini tekzip eden söz ve davranışları ciltlerle kitap olur. Sözgelimi “içişlerimize karışamazsınız” meselesi. ABD’nin Türkiye’nin içişlerine karışmasına on yıllardır çanak tutan, ABD ile birlikte Irak’ın, Suriye’nin ve Libya’nın içişlerine (oradaki hükümetleri devirmeyi planlayacak kadar karışan), Suriye ve Irak’ın içişlerine karışmayı sürdürmek için TBMM’den iki yıl süreli tezkere geçiren ŞAHSIM’ın, insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda, “içişlerimize karışamazsınız” edebiyatına sarılması, neresinden bakılırsa bakılsın, samimiyetsizdir, tutarsızdır. Kaldı ki, modern çağda insan hakları ihlalleri devletlerin içişleri sayılmamaktadır. 

Sorosçuluk meselesi de ŞAHSIM’ın başka bir tutarsızlığı. Küresel sermayenin sihirbazı, liberallerin “turuncu devrim” diye romantize ettikleri darbelerin açık destekçisi George Soros ile Davos’ta olsun Türkiye’de olsun, defalarca görüştü. Soros ile kendisinin görüşmesinde, ahbaplık etmesinde bir mahzur olmayacak, ama başkası görüşürse Sorosçu olacak! Sözü Kavala davasına getirip “Soros artığı” olmakla suçlayacak. Hem de yürürlükteki darbe anayasası bile (ki, ŞAHSIM o anayasaya bağlı kalacağına namusu üzerine yemin etmiştir); darbe anayasası bile görülmekte olan bir dava hakkında kimsenin mahkemelere talimat veremeyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamayacağını hükme bağlamışken. 

Sadece Osman Kavala davasıyla değil, Selahattin Demirtaş ve başta davalarla ilgili olarak da aynı alışkanlıkla mahkemelere talimat vermekten, telkinde bulunmaktan geri durmuyor. Bir yandan da seçmenlerinin gelişmiş ülkeler karşısındaki eziklik duygusuna sesleniyor. Afrika dönüşü uçakta Kasımpaşa ağzı ile dedi ki:“Türkiye’ye ders vermek haddinize mi sizin? Kimsiniz siz? Neymiş? Kavala’yı bırakın. Sen kendi ülkendeki haydutları, katilleri, teröristleri bırakıyor musun? Amerika’sı, Almanya’sı, hangisi böyle bir şeyi, şu ana kadar yaptı?” 

ŞAHSIM alınganlık duymasın, aklıma geleni yazmasam olmaz. 

Otuz beş kırk yıl önce devletin başında olan kişi de buna benzer şeyler söylüyordu. Meydanları zapt ediyor, bağırıyor, sadece kendisi konuşuyordu. Sadece kendisi konuşurken entelektüel ve insani donanım fukaralığı paçalarından akıyordu. “İşkence resmi politikamız değildir” derken aklınca, kimsenin aklına gelmeyecek üstün zekâ eseri bir cümle kurduğunu, siyasi hokkabazlık yaptığını sanıyordu. İdamları eleştiren demokratik ülke liderlerine “Niye idam ettiğimizi soruyorlar. Biz onlara soruyor muyuz, sizde niye idam yok?” diye karşılık vermesi de aynı zihni sefaletin eseriydi. 

***

Bitirirken belirteyim, Osman Kavala ile tanışıklığım yok, ahbabı değilim. Bir gün yollarımız kesişirse tanışmaktan, ahbaplık etmekten sevinç duyarım. Maruz kaldığı zulme karşı çıkmak için ahbabı olmak gerekmiyor. Hakkında hiçbir mahkûmiyet kararı bulunmayan, hatta beraat eden, adil bir yargılama yapılsa hâlen yargılandığı davalarda beraat etmesi kuvvetle muhtemel Kavala’yı tutuklu yargıla(t)mak, telafisi mümkün olmayan bir acımasızlıktır. Tutuklanmasının üzerinden dört yıl geçti dört yıl! Bu nasıl bir vicdansızlıktır!

Uzun söze gerek yok, epeydir muhalefetin belirlediği gündeme kapılıp sürüklenen ŞAHSIM’ın Kavala ve büyükelçiler krizindeki gündem efeliği de uzun ömürlü olmadı. Siyasi ömrünü çoktan dolduran ŞAHSIM’ın özgüven kaybı, vizyon eksikliği, sokak ağzıyla politika üretme çabası, halktan ve hakikatten kopukluğu hepimize ağır bedeller ödetiyor. Umulur ki, zamanında veya daha erken bir tarihte yapılacak seçimle bu badire atlatılır, geldiği gibi gidip kendisi de kurtulur.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. İhvancı Hayalin İflası ya da 'Grand Strateji'
    ''Devletler arası siyasetin kadim kanunları, devletler arasında ezeli/ebedi dostlukların değil çıkarların olduğu yasası, dış politikada Firavun/Musa masallarıyla edilen duaya yer olmadığını sert bir şekilde anımsattı; “öldürmeyi iyi bilen” İsrail liderleriyle,…
  2. Kürtler Özgür Değilse..
    Şunu en başta vurgulayalım: İster devlet ister devletle savaşan bir örgüt; kim yapmış olursa olsun, sivil halkı hedef alan silahlı eylemler terör eylemidir. Köylerde, kasabalarda, kentlerin en kalabalık caddelerinde meydanlarında,…
  3. Tayyip Erdoğan Patavatsız mı?
    Entelektüel mahallenin kıdemlisi Murat Belge, Recep Tayyip Erdoğan’ın “patavatsızlık rekoru” kırdığını yazmış. Gerekçesi, Erdoğan’ın Mehmet Ali Çelebi’ye AKP rozeti takarken, kaç çocuğu olduğunu sorup tek çocuk yanıtı alınca, “Çocuk çok…
  4. Cehalet ve Kötülüğün Kıskacındaki Türkiye
    Türkiye ancak askeri darbe döneminde rastlanabilecek boğucu bir atmosferde nefes alıp veriyor. Aradaki fark, askeri diktanın bir avuç sermayedar dışında toplumun tümünü baskı altına almasına karşılık sivil diktanın toplumu neredeyse…
  5. Osmanlı Şanlı mı Kanlı mı?
    ''Hanedanın kendi içinde bile kan dökücü olduğunu; aile katliamını kanunlaştırdığını; 36 padişahtan 6’sının sonraki padişahın fermanıyla idam edildiğini; idam edilen padişahlardan Genç Osman’ın öldürülmeden önce bir de ırzına geçildiğini ve…
  6. Alim İlimle, Zalim Zulümle Yönetir
    SS’in “Erdoğan’ı kaybetmekten korkuyorum” sözlerini anımsatmış Çömez ve şu teşhisi koymuş: “Anksiyete bozukluğu. Akıllardan kolayca çıkmayan düşünce. Kaybetme korkusu. Ağır bir psikolojik travma halinde hepsi. Seçimi kaybettiklerinde bunları nasıl tedavi…
  7. Erdoğan 23 Seçimini de Kazanır mı?
    ''Her biri bir partiyi ve liderini yerin dibine geçirmeye yetecek bu sorunlar yumağına karşın AKP ve Erdoğan siyaset kulvarında en yakın rakibinin açık farkla önünde. Anketlere göre oy oranı yüzde 30’larda;…
  8. TSK Sınav Hırsızlığı ile Teslim Alındı
    “İstihbarat birimlerinin, Ankara Başsavcılığı’nın talebi üzerine yaptığı istatiksel analizlere göre, Gülen cemaati 2002-2013 yılları arasında, yani 17-25 Aralık 2013 sonrasına kadar tüm ÖSYM sınav sorularını çaldı; 500 bin kişi çalıntı…
  9. Siyasetçi Neden Yalan Söyler?
    ''Türkiye’de ekonomik buhranın en ağır mağduru (aynı zamanda yalana en çok maruz kalan) izler kitle, hakikat ile yalanı birbirinden ayıran çizgiyi tamamen hiçe saymak çaresizliğine düşmüş müdür, emin değilim. İzler…
  10. Siyasi yalanın Soylusundan soysuzuna
    ''Mitoman siyasetçi nasıl oluyor da pervasızca yalan söyleyebiliyor? “Ay’a kadar dört şeritli yol yapacağım desek, seçmenimiz inanır” itirafı mitoman siyasetçinin nasıl pervasızca yalan söyleyebildiği sorusunun yanıtı yerine geçer mi?''   Geçen yazıda dostlar…
  11. Yalancının Ampülü Yatsıdan Sonra Da Yanıyor
    ''Bana göre öne sürdüğü en parlak (hadi yalan demeyelim) yanlış bilgilerden biri de Amerika’yı Kolomb’tan önce Müslümanların keşfettiğini iddia etmesiydi. Aynen şöyle konuşmuştu: “Amerika’yı Kolomb değil Müslümanlar keşfetti. 1178’de Müslüman…
  12. Ukrayna: İnsanlık Vahşetle Sınanıyor
    Ukrayna’daki savaşta bir ay geride kaldı. Rusya’nın işgaliyle başlayan savaşın ne zaman nasıl biteceği öngörülemiyor. Kimin haklı kimin haksız olduğu sorusunun yanıtı, savaşa hangi pencereden hangi gözlükle bakıldığına bağlı. Savaşa emperyalist pencereler yerine işgale…
  13. Rusya'nın Ukrayna'yı İşgaline Hayır
    Ukrayna’nın 1917 Bolşevik devriminden sonra “yapay bir devlet” olarak kurulduğunu savunan Putin, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra palazlanan Rus sermayesinin ve faşizminin temsilcisi olarak, Sovyetler Birliği’ni değil, Çarlık Rusya’sını inşa peşindedir.…
  14. Yedisinden Yetmişe Erdoğan
    İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur! AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Trabzon’da vatandaşlara konuşurken yaşanan skandalı izlerken ilk olarak bu atasözü aklıma geldi. Aklıma başka atasözleri de geldi ama…
  15. Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi'den Bugüne Medya
    Uğur Mumcu Marksist olmasa da, kapitalist piyasanın emrindeki ana akım medyanın terazisinde emek kefesinde duruyordu. Oysa 12 Eylül faşist darbesiyle girilen süreçte istikamet emek değil sermaye idi. Tekelleşen medya için…
  16. Adem'in Cehaleti ya da Öküz Altında Buzağı Aramak
     Sedef Kabaş’ın ve Sezen Aksu’nun başına gelenlere bakıp ülkenin geleceği adına kaygılanmamak mümkün değil. Sezen Aksu, yıllar önce söylediği “Şahane Bir Şey Yaşamak” adlı eserinde “Selam söyleyin o cahil Havva…
  17. Sahte Adnan Menderes Mektubu
    Adamın son vukuatı, son yalanı, 1961 yılında cuntacılar tarafından idam edilen Başbakan Adnan Menderes’e dair. Menderes’in idam edilmeden hemen önce cuntacılara yazdığı rivayet edilen bir mektubu okudu. Makamınız rütbeniz toplumsal…
  18. Bahçeli Devlet'in Hikmeti
    Devlet Bahçeli âlem adam vesselam. Mizah yeteneğinin zerresine bile sahip değil ama zaman zaman da olsa insanları güldürmeyi, düşündürmeyi başarıyor. Mesela, 2009 yılıydı. MHP’nin 40’ıncı kuruluş yıldönümüydü galiba. Parti kurultayı…

ANALİZ

ANALİZFaşizm ve İç Savaş

Faşizm ve İç SavaşErdoğan- Bahçeli ikilisinin ya da Cumhur ittifakının ülkede iç savaşı da göze…