Marksist Devrimci olarak Mihri Belli

Mehmet Özgen

16 Ağustos 2019
Marksist Devrimci olarak Mihri Belli

16 Ağustos 2011'de aramızdan ayrılan Mihri Belli'yi, devrimci eylemin önde gelen simalarından ve önderlerinden biri olarak anıyoruz.. Aşağıdaki yazı O'nun yoldaşlarından Mehmet Özgen'e ait. Özgen, bu yazıyı Mihri Belli'nin ardından 2012 yılında yayınladı.

***

Mihri Belli kimdir? Adı, Türkiye sosyalist hareketinin günışığına çıkıp yeniden kitlesel ölçekte kurulduğu 1960'larda, ortaya attığı Milli Demokratik Devrim stratejisiyle özdeşleşen; düşünceleri, eylemleri, yetenekleri, başarıları ve başaramadıklarıyla sosyalist hareketin içinde ve dışında ilgiyle izlenen özgün bir hayatı delikanlı ruhuyla yaşamış sıradışı bir devrimci.

Bir dönem, 1970'li yılların ikinci yarısında, Türkiye solunda, ortaya çıkan hemen her grubun, kendi siyasi varoluşunu önce Mihri Belli ile "hesaplaşma"içinde tanımlaması adeta bir gelenek olmuştu. Özellikle MDD hareketinin türevi olan gruplar için böyleydi. Bir bakıma doğaldı bu, Belli, bu hareketin önderiydi ve tarihsel köken arayışı ister istemez yolu ona götürüyordu. Ne var ki, bu hesaplaşmaların, geçmişin olumlu yanlarını koruyarak aşma bilinciyle değil, daha çok sövgü ve inkar anlayışı ile yapıldığını da hatırlatmak gerekiyor. Ancak Mihri Belli "oradaydı" ve ne sövgü ne de inkar onu yerinden edebildi..

Mihri Belli'nin onca sövgüye ve "eleştiriye" hedef olması nedendir?

Tarihsel materyalizm yalnızca toplumların tarihine uygulanan bir yöntem değildir. Aynı zamanda, O'nun bilinçli unsurunun, o toplumu dönüştürmeye kendini adamış devrimci hareketin, yani tarihi yapanların kendisini de kapsar. Buradan baktığımızda, Belli'nin, teoride ve pratikte bir kopuşu temsil ediyor olması bir temel neden olarak karşımıza çıkar. Ama bu henüz bilince çıkmış bir olgu değildir. Bu yüzden, ölümünden sonra "eleştiri"lerin yerini övgülerin alması ve O'na "devrimin şövalyesi" gibi payeler verilmesi, ölenin ardından iyi konuşmanın ötesinde bir vefa göstergesi olsa da nesnel bir tarih anlayışını yansıtmaz. Gerçi Belli, Marksizmin sorunları bağlamında bir teorisyen değildi, bu düzeyde ortaya çıkan bir kriz içinde zuhur etmedi çünkü. Ancak O'nun politika teorisinin, teorik ve pratik bir kopuşu imleyen bir rol oynadığı da tarihsel bir olgudur. Belli'nin nereye oturtulacağının zihinlerde belirsizlikler yaratmasının nedeni de budur. Kopuş, geçmişle gelecek arasında süreklilik içinde bir kopuştur. Geçmişi inkar etmeden, O'nun olumlu yanlarını sahiplenerek, o geçmişin içinden gelen, tarihinde önemli bir rol oynayan bir komünist olarak, 40 yıllık TKP'nin mücadele anlayışını aşan ve devrimci mücadeleyi yeni koşullara militan mücadele ruhuyla uyarlayan adamdır Mihri Belli. Bu önemlidir, çünkü Mihri Belli'yi bu mantık içerisinde ele almazsak, onun öğrencilerinin, Deniz'in ve özellikle Mahir'in katkılarını da anlamlı kılamayız. Aşma zincirinin halkaları olarak kavrayamayız. Tarih böyle yazdılmadığı sürece ve tarihsel zincirin halkaları, momentleri arasındaki gerilim ve çelişki, kesinti ve karşıtlık olarak okunduğu sürece proleter devrimci hareketimizin toparlanması da kolay olmayacaktır.

Mihri Belli'yi özgün kılan nedir?

Belli 3. Enternasyonal geleneğine bağlı bir komünisttir, ama bu bağlılık daha çok geleneğin devrimci içeriğine, ruhunadır. "Marksizmi bağımsız ve yaratıcı bir tutumla kavramak ve uygulamak". Bu, Marksist hareketin tarihinde onurlu bir yere sahip, düşünceleri ve eylemleri bugün bile esin kaynağı olan bir çok marksisti olduğu gibi, Belli'yi de özgün kılan bu tutumdur. Bu tutumu, 1962'de, Sovyet-Çin çatışmasının uç verdiği günlerde SBKP'nin bizzat kendisine yaptığı, "TKP'yi canlandırın, dış büronun başına da İ. Bilen'i getirin" önerisine, "dış büronun başına kimi getireceğimiz bizim işimizdir" diyerek karşı çıkışında gösterir. Bu önerinin ardında SBKP'nin, komünist partilerin uluslararası konferanslarında, ÇKP'ye karşı bir oya daha sahip olma mantığı vardı o günlerde. Ve tabi karşısındakini kendi otoritesine tabi, kendi memuru gibi görme alışkanlığı.

Bu tavır, sadece politik açıdan değil, ideolojik ve teorik açıdan da yol açıcı olmuştur. Önce Aydınlık Sosyalist dergide ve daha sonra Belli ve arkadaşlarının, THKP-C kökenli hareketlerin bir çok metninde Sovyetler Birliği toplumunun, devlet ve partiye hakim olan, egemen bir sınıf gibi ayrıcalıklar edinen bürokratik bir zümrenin tahakkümü altında olduğu yolundaki tespitler öne çıkmaya başladı. Bu analiz, başlangıçta Stalin dönemini kapsamıyor olsa da, Marksistlerin Ekim Devrimi sonrasını ve nihayet devrimin yenilgisini daha sağlıklı değerlendirmelerine kapı aralayan görece eleştirel bir özgürlük anlayışı doğurmuştur. Gerçi bu eleştirel özgürlük, özellikle 70'li yıllarda, dönemin özellikleri nedeniyle son derece sınırlıydı. Ancak Mihri Belli, 12 Eylül'e giden günlerde şu tespiti yapıyordu: ‘3. Enternasyonal tipinde partiler devrimlere öncülük etmiyor.' Bunun nedenleri üzerine düşünmeye başlamıştı. O günün koşullarında cesur olan bu düşünce, genel olarak örgütlenme anlayışında yeni bir açılım başlatabilirdi. Ama hemen ardından 12 Eylül faşizmi geldi.

Şurası açıktır ki, 70'li yıllarda üç ana akıma bölünen solun, SBKP (Moskova) ve ÇKP (Pekin) çizgisinde olanlar teorik bakımdan bu partilere bağımlıydılar. Esasen bu partilerin teorik ve politik analizlerini aktarmakla durumu kurtarıyorlardı. Bu nedenle, Sovyetler Birliği'nin çöktüğü ve Çin'de devlet kapitalizminin belirginleştiği 1990'lı yıllarda ideolojik bakımdan en çok savrulan bu akımlar içindeki hareketler oldu. Ama MDD hareketinin türevi olan hareketlerin aynı şiddette, yıkım ve tasfiye doğuracak ölçüde bir savrulma yaşamadığını söyleyebiliriz. Bu herhalde, başka devrimlerin deneyinden esinlenmekle birlikte "ayağını Türkiye toprağına basmak"la yakından ilgili olmalıdır.

Kürt tabusunu 40 yıl önce yıkan yazısı ve Türkiye yurtseverliği 

Belli'nin enternasyonalizmi çok eleştirildi. Türkiye soluna milliyetçiliği bulaştırmakla itham edenler oldu ve hala da var. Ama Yunanistan iç savaşında üç yıl savaşan tek Türkiyeli komünist odur. Demokratik Ordu saflarında tabur komutanlığına kadar yükselmiş, hayatta kalan Yunanlı savaşçıların hala Kapetan Kemal olarak andıkları gerilla lideri. Filistin devrimiyle bağı kuran da o. Mücadeleye ilk başladığı yer Amerikan Komünist Partisi'dir. Yunanistan iç savaşında ağır yaralanıp Dimitrov'un Bulgaristan'ında tedavi edildikten sonra, SBKP yöneticisi Suslov'a, kabına sığmaz bir enternasyonal devrimci coşkusuyla "beni burda niye tutuyorsunuz" diye yazan da. Bütün bunları, milliyetçilikle bağdaştırmak mümkün müdür diye sormanın dahi bir anlamı yoktur. Ama enternasyonalizmini pratikte göstermiş Mihri Belli gibi kaç devrimci var diye sorabiliriz.

Bu eleştirinin somut alanı Kürt sorunudur. O'nun, yurtseverlik diskurundan hareketle Kürt sorununda şovenist bir tutum izlediği ileri sürüldü. Oysa Belli, bu kavramı, Türk yurtseverliği üzerine değil, bu topraklarda yaşayanların ortak yurdu üzerinden kuruyordu. Kendi deyişiyle "Türkiye yurtseverliği" idi bu. Kürtler'in haklarının inkârina değil, tam tersine, gönüllü birlik temelinde, onların eşit yurttaşlar olarak içerilmesine dayalıydı.

Mihri Belli, ulus kavramı içine egemen burjuvaziyi dahil etmez; bu sınıf "gayri-milli" bir sınıftır. Ayrıca bu kavram belirli bir etnisiteye ya da milliyete dayalı da değildir. Bu teorik temelde Belli'nin yurtseverlik anlayışı emperyalizm ve işbirlikçisi sermaye sınıfının sömürüsü ve tasallutu altındaki halk sınıflarını birleştirmeye ilişkin bir içeriğe sahiptir. Dolayısıyla, işbirlikçi sermayenin milliyetçiliği kullanarak halk üzerindeki hegemonyasını sürdürmesini kırmaya ve karşı-hegemonya kurmaya yöneliktir.

Şu anekdot meseleyi çarpıcı bir şekilde somutlaştırıyor: Mihri Belli bir söyleşisinde, 69 yılında arkadaşlarından Velî Kasımoğlu'nu MİT'çiler yolda çevirip bir MİT evine götürdüklerini nakleder. "Karşısına bir Albay çıkıyor. Albay, eskiden bildikleri Kasımoğlu'na diyor ki, ‘Şimdi Mihri Belli'nin evine dadanmışsın, sık sık gidip geliyorsun. Söyle ona, bu memlekette Türk yurtseverliğini tekeline alarak biz adama komünist rejim kurdurtmayız'. Anlamış kerata meseleyi."

Bunun ötesinde, hakkı verilmeyen önemli bir tarihsel gerçek şudur ki, Türkiye sol hareketinde Kürt sorunu konusunda ilk legal yazı Mihri Belli'nin 1968'de Aydınlık Sosyalist dergide yayınlanan Millet Gerçeği adlı yazıdır. Kürt tabusunu 40 kusur yıl önce yıkan bu yazı Ankara Hukuk Fakültesi'nde vereceği konferans için hazırlanmıştı. Bir gün önce tutuklandı. Yazının temel tezi şuydu: "Tarihi köklere dayanan Türk-Kürt kardeşliğinin baltalanması sadece emperyalizmin işine yarar. Kürt meselesi ancak, Kürtlerin tanınması, asimilasyonun durdurulması, kendi ana dillerini kullanması, kültürlerini özgürce geliştirmesi hakkının tanınmasıyla çözüme bağlanabilir."

Gerçi ilk legal yazı Doğan Avcıoğlu'nun Yön'de yazdığı Kürt Meselesi adlı yazıdır. Ama bir analiz değil, gerçeğin itirafı niteliğinde kısa bir yazıdır. Belli'nin Yön dergisinde yazdığı ve Avcıoğlu ile yakın ilişkileri bilinir. Avcıoğlu o günün koşullarında asimilasyona karşı çıkıyor ve aynen şöyle diyordu: "Bir etnik grubun, dili ve kültürü unutturularak, hakim etnik grupla kaynaştırılması söz konusu idi." Bugünün kemalist geçinenlerinden duyamayacağımız bu sözleri, o dönemin Kemalist hareketinin ideolojik önderi sıfatıyla yazmıştı. Bir Kemalist olarak, Kemalist iktidarın Kürt halkına yönelik zorla asimilasyon politikasını eleştirme yürekliliğini göstermişti. Avcıoğlu'nun bu görüşe varmasında Belli ile yakın ilişkisinin payı olduğunu söylemek abartı olmaz. (En azından Mihri Belli'den dinlediğim Avcıoğlu ile ilgili anekdotlardan edindiğim izlenim budur.)

12 Eylül darbesinden kısa bir süre önce, genel başkanı olduğu Türkiye Emekçi Partisi'nin (TEP), programında Kürt halkının özgürlüğünü ve anadilde eğitimi savunduğu için Anayasa mahkemesi tarafindan kapatıldığını da burada önemli bir tarihsel uğrak olarak not düşmeliyiz.

Belli'nin yurtseverlik anlayışı Marksist düşünce açısından tartışma götürür olsa bile, bu kavrayış onu asla devletle uzlaşmaya, devletin Kürt halkı üzerindeki asimilasyoncu politikalarını herhangi bir şekilde onaylayıcı bir tutuma sürüklemek şöyle dursun, tam tersine, bu politikaları aktif olarak reddetmiştir. Bunun en önemli göstergesi "Türklerin ve Kürtlerin emperyalizme ve ulusal baskı sistemine karşı özgür olabilmek için ortak mücadelelerini Türk ve Kürt sosyalist ve demokratlarının ittifak halindeki örgütlülükleriyle yürütülen bir mücadele temelinde gerçekleştirilmesi öngörüsüyle" fiilen 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Kürt Özgürlük Hareketi ile Faşizme Karşı Birleşik Cephe Hareketi içerisinde yer alıp, birlikte siyasi mücadele yürütmesidir. "Böylece aslında 15 Ağustos 1984 atılımını hazırlayan sürecin içinde yer almıştır. Dolayısıyla 12 Eylül faşizmine karşı Kürdistan'da 15 Ağustos atılımı olarak gelişen ve Kürdistan'ın özgürlük direnişi olduğu kadar Türkiye'nin de faşizme karşı demokratik direnişi olan büyük direnişin gelişmesinde pay sahibidir."

"Direnişin gelişim süreci içerisinde de her zaman Kürt Özgürlük Hareketi ve Önder Apo ile dostluk ve dayanışma içerisinde olmuştur. 1997'de Önder Apo ile ‘Büyük Dönüşüm' adli kitapta yayınlanan tartışmalar ve görüşler bugün için de çok çok önemli. Hem Türkiye'nin demokratikleşmesi hem de Türk ve Kürt halklarının demokratik birliği ve kardeşliği açısından yol gösterici teorik belirlemeler ile dolu. Bunlar Önder Apo'nun ve Mihri Belli'nin ortak görüşleri oluyor. Böylece Kürdistan Ulusal Demokratik Mücadelesi'ne de katkı sunmuş emek harcamış bir kişilik olarak ortaya çıkıyor. Bu bakımdan Türkiye sosyalist ve demokratik hareketinin olduğu kadar Kürt Özgürlük Hareketi'nin de önemli bir değeri, teorik ustası, önderi olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz." (Duran Kalkan)

Özgürlük Hareketinin temsilcilerine ait bu belirlemelere ekleyecek fazla bir şey yok.. Son tahlilde pratik duruşun tayin edici olduğunu kanıtlayan ifadeler.

Köy imamıyla ağalık sistemine karşı 

Mihri Belli'nin siyaset tarzı, üslubu, belki ona eleştiri oklarının yönelmesinde belirleyici bir etken olmuş olabilir. Birçoğumuza, hele hayata kitabı kalıplar içinden bakanlara onun termonolojisi aykırı gelebilir. Ama O'nun politik tutumu ve pratiği konusunda bir yargıda bulunmak gerekirse, herhalde, hiçbir zaman egemen sınıfların, düzenin ve onların iktidarının ekmeğine yağ sürecek bir tutum içinde olmadığını, tam aksine, görüşlerinin ve tutumunun egemen güçlerde hep bir nefret ve kaygı uyandırdığını söylemek zorundayız. Belki de politik mücadeleyi gerilla tarzında ele alışındandır bu. 1979'da faşist suikastçısı çok yakın mesafeden şarjöründeki bütün mermileri boşaltmasına karşın üç kurşun isabet ettirebilmesi bundandır.

Onun için, emperyalizmi ve işbirlikçilerini, sınıf düşmanını, halk düşmanlarını tecrit etmek, geriletmek ve inisyatifi ele geçirmek birincil meseledir. Devrimcinin mücadele tarzı ve kullanacağı dil de buna göre olmalıdır. Türkiye Solu'nda ve Türkiye devrimci hareketinde mücadele ile dil arasında uygunluk kuran, gündelik hayatın dilini gözönünde tutan, mücadelenin içeriğini en sıradan insana anlatma titizliğini gösteren başka bir örnek yok gibidir. 5-6 dil bilmesine, İngilizce ve Fransızca'dan, özellikle Marksist klasikleri çevirmesine karşın, yazılarının içerisinde bu dillerden sızan kavramlara pek raslayamazsınız. Sade bir anlatımı vardır. Bu şu bakımdan kayda geçmelidir. 1960'li yıllarda da, sonrasında da, farklı kuşaklardan sosyalistler arasında Belli'nin yazılarını entelektüel derinlikte bulmadığını ifade edenler olmuştur. Oysa bu, öncü devrimcilerin bir görevinin de, teorinin dilini pratiğin diline çevirmek olduğunu kavrayamamaktır. Amaç devrim ise ve devrim kitlelerin eseri olacaksa, başka yol yoktur.

Onun bu özelliği, sıradan insanlarla kolay ilişki kurmasını sağladığı gibi, illegalitede de işine yaradı.12 Mart faşizmi döneminde, Filistin'e gitmeden önce, bir süre Demirel'in Adalet Partisi'ne oy veren, anti-komünist ve dindar bir köyde saklanmıştı. Ahbaplık kurduğu köy imamıyla, ağalık sisteminin ortadan kaldırılması konusunda fikirbirliğine vardılar. Önemli olan buydu; sınıf düşmanını tanımak.

Mihri Belli ve Gramsci
Ancak basit gibi görünen ve onlarcasından biri olan bu örnek; halkın dini inançlarına saygı göstermek gibi popülisit bir yaklaşımı anlatmaz. O'na göre "sosyalizmin din konusundaki ılımlı, anlayışlı tutumu, dine bağlı emekçi yığınlarını ürkütmemek için başvurulan bir taktik değildir." Bu, tarih ve sosyalizm kavrayışından kaynaklanır. Bu kavrayışın temelinde, İslam uygarlığının da yarattığı hümanist değerler olduğu, Batı'nın tek değer yaratıcı olduğu iddiasının emperyalist bir yalan olduğu, sosyalizmin bir Batı ürünü olmaktan çıkarak, bütün halkların kültürüne kök salması gerektiği ve böylece gerçekten evrensel kültürel bir temele kavuşacak olan sosyalizmi her halkın kendi öz değeri haline getirilebileceği tezi vardır. O'na göre sosyalizm, ulusal / yerel kültürün ilerici değerleriyle özdeştirilerek kitlelerin malı olur. Bu tutum, kitlelerin kendiliğinden-bilinci içindeki ilerici öğelerlerle, devrimci mücadele ve sosyalizm arasında özdeşlik kurmak şeklinde özetlenebilir. Ve bu tutum, aynı zamanda, sınıf çelişkilerinin, sınıf mücadelesinin nasıl bir anlayışla ele alınması gerektiğini de içerir. Bu anlayış, devrimin gelişme sürecinde çözülebilecek çelişkileri devrim-öncesi mücadele koşullarına taşıyan anlayışı rededer. Çünkü asıl mesele sınıf bilincidir ve bu bilinç öncelikle politik bir bilinçtir. O nedenledir ki, "Namaz kılanla kılmayan, oruç tutanla tutmayan omuz omuza vermedikçe bir yere varamayız."

İşte bu bakımdan Belli'nin düşüncesi Gramsci'nin fikirleriyle kıyaslanabilir. Çünkü Gramsci'nin düşüncesinde "kamusal düşünüş"ün doğru yorumlanıp devrimci hedeflere doğru yönlendirilmesi merkezi bir yer tutar. Gramsci ile koşutluk içinde, Mihri Belli'nin sadece dini inanç karşısındaki tutumu değil, yurtseverlik konusundaki tutumu da kamusal düşünüş içinde egemen sınıfın ideolojik etkisini yoketmeye ve devrimci fikirlere yer açmaya, devrimci bir hegemonya kurmaya yönelik olmuştur. Bugün ülkemizdeki siyasal toplumsal koşullar, yani iktidardaki partinin, emekçi kitlelerin inançlarını alet ederek yüzde-elli gibi bir oy desteğiyle dini emperyalist-kapitalist sistemin çıkarlarına hizmet için kullanması, bu tezin önemini ortaya koymaktadır.

Devrimci ruhu kavramak

M. Belli, onun deyişiyle, daha çok "bir dava adamıdır" ve dava adamı nasıl devrimin yolunu açmaya kendini adamışsa, o da hayatı boyunca böyle yapmıştır. Taktiklerini eleştirebilirsiniz, ama onların bu yolu açmak için olduğundan kuşku duyamazsınız. Her ediminde, hatalar bulsanız da, kendini devrime adayan adamın izini bulursunuz. Onun için devrim her zaman günceldi. Devrimcinin görevi, devrim için elverişli şartları kollamak ve yaratmaktı. Ömürünün uzun oluşunun temel bir nedeninin bu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, yaşadığı sürece dostluklarını, ilişkilerini buna göre kurdu, beynini bunun için çalıştırdı. Devrimin güncelliğine bağlılığı yaşama iradesini ve heyecanını hep diri tuttu, ömrüne ömür kattı.

Mihri Belli gibi devrimcileri anlamak, herhalde iki büyük dünya savaşı arasındaki fırtınalı yılları ve ikinci savaş döneminin devrimci ruhunu kavramakla mümkün. O dönemin devrimcileri büyük davaların, büyük umutların, amaçların ve tabi büyük özverilerin insanlarıdır. Kendilerini büyük insanlığın kurtuluşuna adayan sarsılmaz inançların sahipleriydiler. Bunu dönemin edebiyatından da hissedebilirsiniz. Onlar için mesele, ezilen ve sömürülen sınıfları örgütlemek ve iktidara yürümekti. Bu yüzden, Mihri Belli'yi, büyük alt-üst oluşlar ve devrimler çağı olan 20. yüzyılın önemli figürlerinden biri olarak nitelemek abartı olmayacaktır. Devrimci mücadelesine 1930'lu yıllarda Amerika'da başlayıp işçi hareketi içinde ve zenci yarıcılar arasında faaliyet yürütmek, Yunanistan iç savaşında gerilla komutanı olmak, Filistin'de olmak, Filistin Devrimiyle Türkiye devrimci hareketi arasında bağ kurmak. Lübnan'da Faşizme Karşı Direniş Dephesinin kuruluşuna katılmak. Başta söylediğimiz Belli'nin nereye oturtulacağı sorusunun belirsizliğinin bir nedeni onun bu çok yönlülüğüdür. Bütün bu çağın devrim ve sosyalizm serüveninin ideolojik izlerini taşıyan bir tarih olmasıdır. Neredeyse her on yılında var olmasıdır. Her on yılında var olmak, bu on yılların Türkiye açısından belirli bir konjonktüre tekabül etmesi, Belli'nin de konjonktürün özelliklerine göre politik hattını sürdürmesi, analizlerindeki kurguyu, dili, terminolojiyi buna göre belirlemesi de ek bir zorluk yaratmaktadır.

Kuşku çağının içine doğan, Ekim devriminin yenilgisi içinde filizlenen kuşaklar bunu anlamakta zorlanacaklardır. Ne var ki, anlamadan da devrimci mücadelenin yeniden şahlanışı kolay olmayacaktır.

'Sol-Cuntacılık' ve Kemalizm meselesi
Engels'in, Joseph Bloch'a 21 Eylül 1880'de yazdığı mektupta sunduğu, imkan ile gerçeklik arasındaki ilişkinin toplumsal tarih alanındaki maddeci kavranışı, Belli'nin rolünü anlamamızı kolaylaştırabilir: "...Tarih, her zaman, nihai sonucun sonsuz sayıdaki bireysel iradenin çatışmalarından doğması suretiyle gerçekleşir, ve her bir irade de, varolduğu haliyle bir dizi özel varlık koşulları çokluğu tarafından yaratılmıştır, dolayısıyla burada karşılıklı olarak birbirleriyle çatışan sayısız güç var demektir. Bu güçlerse, sonsuz sayıda bir paralel kenarlar grubu meydana getirirler ve bu gruptan bir bütün olarak bilinçsiz ve kör bir biçimde işleyen bir kuvvetin ürünü gibi görünebilecek olan bir bileşke --tarihsel olay-- ortaya çıkar. Çünkü, her bir bireyin istediğini başka bir birey engeller ve sonuçta ortaya çıkan şey hiç kimsenin istememiş olduğu bir şey olur... Ama ...çeşitli iradelerin istedikleri şeye ulaşamayıp genel bir ortalamada, ortak bir bileşkede kaynaşmalarından bunların sıfıra eşit olduklan gibi bir sonuç çıkarmaya hakkımız yoktur. Tam tersine bunların herbiri bileşkeye katkıda bulunur ve bu niteliğiyle onda içerilmiş durumdadır."

Engels'in çözümlemesi Türkiye'nin 1961-1971 dönemine uygulandığında, bu alandaki sınıf mücadelelerinin arka planı üzerinde Mihri Belli'nin özgül rolünün de en genel hatlarıyla tam olarak onun fikirleri ve seçenekleri doğrultusunda gerçekleşmediğini, ancak "bileşke"de ya da tarihsel olayda başka iradelere göre daha baskın bir rol oynadığını görmek kolaylaşır. Bu noktada da tarihsel kişilerin devrimci harekete katkılarının nasıl değerlendirileceği konusunda Lenin'in şu sözünü hatırlatabiliriz: "(Bu katkılar) tarihsel kişilerin zamanın istekleri karşısında neler vermedikleriyle değil, kendilerinden öncekilere kıyasla ne gibi yenilikler getirdikleriyle değerlendirilir."

Bu yenilik nedir?

Şu saptama genel kabul gören bir saptamadır: uluslararası sosyalist hareketle, dünya çapındaki Marksist gelenekle gençlik hareketinin bağını kuran, genç kuşakları dünya sosyalist hareketine yaklaştıran, Ekim Devrimi'nin ve Ekim Devrimi'nden sonra meydana gelmiş devrimlerin tecrübesini gençliğe taşıyan Mihri Belli ve dava arkadaşları ile Dr. Hikmet Kıvılcımlı oldu.'

Bu elbette ki doğrudur. Ancak Mihri Belli için, bu yeterli değildir. Asıl önemli yönü, sosyalizm mücadelesine devrim bilincini taşımış olmasıdır. Oyların yüzde 51'ini alarak iktidar olmayı hayal eden paralamentarist zihniyeti kıran ve iktidar mücadelesinin gerçek mahiyetini kavramaya sevkeden onun devrimci çizgisidir. Sosyalizme devrimci geçişi savunmasıdır. "En gerici parlamentoda bile parlamenter mücadele olanaklarını bir devrimci parti son katresine kadar kullanmalıdır. Ama parlamenter mücadele, eylemin yüzde onudur; yüzde doksanı eylemin emekçi halk kitlelerini bilinçlendirme, örgütlemedir." Bu Leninist tutumun ta kendisidir. Milli Demokratik Devrim, tayin edici faktör olarak, iktidarın bir sınıfın elinden başka bir sınıfın eline geçmesi ve devrimin kesintisizliği açısından eleştirilebilir. Ancak onun stratejik içeriği farklı düşünülmelidir. Özellikle gençlik üzerinde yarattığı etki bu yönüyledir. MDD, üniversitelerde akademik tezlere konu olmuşsa, bunun sebebi, bu stratejinin toplumda bir karşılık yaratması, onu sarsmış olmasıdır. Bütün siyasal akımları dalga dalga etkileyen, onları değişime zorlayan bir etki yaratmasıdır.

Mesele sadece devrimin niteliğini ve toplumsal sınıfların konumunu analiz etmek değil, sadece propaganda ile yetinmek değil, sınıf mevzilenmesine göre iktidara yönelik bir devrim stratejisi çizmek ve bu strateji doğrultusunda bir devrim durumunu sağlamak, dost ve düşman güçleri tanımlamak ve ajitasyonu bunun üzerinde oturtmak. Bu, sınıf çelişkilerini keskinleştirmek ve devletin emekçi sınıf ve tabakalar karşısındaki konumunu somutlaştırmak suretiyle devrimi güncelleşitiren bir yaklaşımdır.

Devrimci durum: 1965-71
1965-71 arasındaki dönem bu söylenenlerin büyük ölçüde hayata geçtiği bir dönem olmuştur. 12 Mart darbesini gerçekleştirenlerin gördüğü de budur. İşçi sınıfının 1970'teki 15-16 haziran başkaldırısını bir "ihtilal provası" olarak niteleyen Demirel'in gördüğü de buydu. Bu yüzden iktidarını askerlere kolaylıkla teslim etmişti. Ünlü "sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı" sözü tam da egemen güçlerin devrim korkusunu ifade eder. Sosyal uyanışa imkan veren belge neydi? 1961 Anayasa'sı. O ortadan kalkacak. Uyanan sınıflar bastırılacak. Gençlik, emekçiler sindirilecek, gençliğe, emekçilere bilinç veren aydınlar tasfiye edilecekti. Bunu büyük ölçüde başardılar..

Bu olgu doğru kavranmadan Mihri Belli'nin en çok eleştirildiği alan olan Kemalizm konusundaki tutumu da doğru kavranamaz. Çünkü her devrim, ordu içinde köklü ilişkiler kurmadan, mevziler elde etmeden gerçekleşme şansı elde edemez. Bunu hemen her gerçek devrim göstermiştir. Bunu başarmak için, politik teorisini de yapmak gerekir. Belli'nin yaptığı da budur; yani devrim durumu'nu olgunlaştırma çabası. NATO'nun ikinci büyük ordusunda, ABD'nin emperyalist çıkarlarına bağımlı bir orduda bir etki yaratmak, mevzi edinmek, devrim yanlısı güçler oluşturmak için. İşçi sınıfı ve yoksul köylü dışında, küçük-burjuvazinin en bilinçli kolu asker-sivil aydın zümreye de önemli bir rol biçmesinin nedeni budur. "Somut durumun somut analizi." Bu zümrenin ideolojisinin de "günün şartlarına uydurulmuş Kemalizm" olduğunu, ve bu çevrelerde anti-emperyalist, sosyal-adaletçi, köklü altyapı dönüşümlerine önem veren bir bilincin yaygın olduğu saptamasını yapıyordu. Bu kesimin ideolojik öncülüğünü elbette ki Mihri Belli yapmıyordu. Doğan Avcıoğlu bu kesimin ideolojik önderiydi ama MDD'den etkilenen ve kendilerini MDD kapsamı içinde değerlendiren bir önderiydi. Belli, bu kesimi müttefik olarak görüyordu.

Yıllarca burjuvazinin kalemşörleri, sağlı-sollu liberal "aydınlar", bazı sosyalist çevre ve kişiler şunu dillendirdi: ordu içindeki sol-Kemalistlerle ittifak arayışı cuntacılıktı. "MDD Sosyalistleri bozmuştur". "Mihri'nin amacı, MDD'ci gençlik mücadelesini, yaklaşmakta olan "sol" cunta girişimlerinde birlik halinde tutmak ve "sol" cuntanın iktidara gelmesi halinde yapılacak pazarlıklarda ağırlık sağlamaktı." Buna benzer değerlendirmeler Belli'nin ölümünün ardından da yazıldı, söylendi. Bunları hem burjuvazinin eski ve yeni sözcüleri, hem de sol içinde yer alan bazı çevreler dile getirdi, getiriyor. Peki bunları birleştiren nedir? Neden hep beraber, 1965-71 dönemine damga vuran devrimci eylemi cuntacılık ve darbecilikle ilişkilendirmek eğilimindeler? Söyleyelim. Bu, açıkça egemen sınıfların ideolojik bir saldırısıdır, solu devrim fikrinden uzaklaştırma çabasıdır. Bu çabaya soldan destek vermek, ne denli marksist kavram ve söylemlerle sarmalanmış olsa da, reformizmdir. Söz konusu dönem bir devrim durumunun özelliklerini taşıyan bir dönemdi ("Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aştı."). Bu döneme ne kadar saldırılırsa, 71'in direnişlerini yürütenler ne kadar "mağdur" gösterilirse, devrim fikri, iktidarı elde etme perspektifi de o kadar değersizleştirilir. Nitekim bu saldırının büyük ölçüde etkili olduğunu kabul etmek gerekir. Kürt Özgürlük hareketinin yarattığı imkanlara karşın devrim perspektifinin solun ufkundan kayda değer ölçüde kaybolduğu bir olgudur..

Burada önemli bir eksik halkadan sözetmek gerekir. TİP'ten ayrılan devrimci hareket merkezi bir örgütten yoksun hale gelmişti. Reformculuk ve Devrimcilik eksenindeki bölünme doğruydu, ama alternatif bir örgütün / partinin inşasındaki gecikme tarihsel bir hataydı. Bu hem proleter devrimci haraketin bölünmesine yol açtı, hem de hareketin örgütlü ve disiplinli olmamasının yarattığı boşlukta müttefik cenahında, özellikle askerler içinde karmaşanın ve cuntacı eğilimlerin ortaya çıkmasında elverişli bir ortamın oluşmasında bir etken oldu. Belli bu hatanın özeliştirisini, önce 1972'de "Devrimci Hareketimizin Eleştirisi (Özeleştiri)" adli broşüründe yapmış, daha sonra da yazılarında ve konuşmalarında tekrarlamıştır.

**
Mihri Belli Türkiye sosyalist hareketinin geçmiş muhasebesi yapılırken her zaman ele alınacaktır. Ancak bu ele alış, yukarıda da belirtildiği gibi, süreklilik içinde kopuş mantığını temel alan bir tarih anlayışına dayanıyorsa Marksist hareketin geleceğine bir katkı olabilir. Başka bir deyişle, Mihri Belli elbette ki eleştirilecektir. Ancak bu eleştiri, gerçekten tarihsel materyalist yönteme, yani farklı dönemlerin maddi ve ideolojik koşullarını dikkate alarak, Engels'in tarihte bireysel iradelerin rolüne dair söylediklerine ve Lenin'in sözüne uygun bir şekilde olursa bir değer taşır.

*Bu yazı Yeni Harman dergisinin Temmuz 2012 163.sayısında yayınlanmıştır.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Faşizm ve İç Savaş
    Faşizm ve İç Savaş
    30 Haziran 2022
    Erdoğan- Bahçeli ikilisinin ya da Cumhur ittifakının ülkede iç savaşı da göze alan bir politika izledikleri bugün daha net görünüyor. Emareler, eğilimler daha belirgin. Elbette ki iç savaş iki karşıt…
  2. Devrimci durum ve Emek Cephesi
    Devrimci siyaset kurulu düzen içinde ‘’daha iyi bir toplum’’ mücadelesi yürütmek değildir. Böyle görüldüğünde mücadele ve siyaset rutin bir prosedüre ya da protestoculuğa indirgenmiş olur. Devrimci siyaset verili olanı daha…
  3. Kurucu Meclis, Halk ittifakı ve HDP
    Bugün bizde 2001’in Arjantin durumu yok; mafyala?m?? fa?ist bir rejim var. Bu nedenle, böyle bir otokratik rejimin cenderesindeki bir ülkede Kurucu Meclis, sadece bir anayasa yap?m yöntemi olamaz. Ülkenin ve…
  4. Mihri Belli’den kalan: Devrimin güncelliği
    ''Geçmişin devrimcilerini, sosyalist eylemcilerini, sadece yaşamlarını devrime adadıkları için değil, örnek mücadeleleri ve harekete düşünsel ve pratik katkıları ile de değerlendirmeli ve anmalıyız. Bu, öncelikle, onların pratiklerini eleştirel süzgeçten geçirerek…
  5. Güzel bir insan, kararlı bir devrimci: Şaban Ormanlar
    Şaban Ormanlar entelektüel birikimi olan, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde özverili katkıları kadar marksist hareketteki teorik tartışmaları da takip eden onurlu, dürüst bir insan ve kararlı bir komünistti. Onu ilkin TRT…
  6. Faşist MHP Kapatılmalıdır!
    Bu partinin mafya liderleri ile, eski kontrgerilla artıkları ve Susurluk çetesi ile iç içe geçtiği, dolayısıyla, hem insanlığa karşı, hem de mafyatik suçların ODAĞI olduğu görünen bir gerçek. Peki, bunlar…
  7. Finale  Doğru
    Finale Doğru
    26 Nisan 2021
    Biliyorsunuz iktidarın, içeriği artık ayan beyan olan 2023 hedefi var.. Cumhuriyeti 100. cü yılında ilga edip onun yerine otokratik islamcı bir devletin ilan edilmesi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ya da tek-adam…
  8. Yeni-Osmanlı Galaksi İmparatorluğu:)
    Kainatın efendisine naçizane teklifimiz şudur ki, Aya gidecek ilk kafile, Hz. Nuh’un kendisine inanmayarak gemiye binmeyen oğlunu ikna etmek için ‘’cep telefonu ile görüştüğünü’’ ortaya koyan İÜ Deniz Bilimleri Fakültesi…
  9. Seçimler Amerikan toplumundaki yarılmayı açığa çıkardı
    Pensilvanya’daki seçimleri önde bitirmesiyle 20 delege daha kazanması kesinleşen Biden, 46. ABD başkanı olarak anılmaya başlandı bile. Şimdiki tartışma, Trump’ın White House’tan nasıl çıkartılacağı üzerine. Bilindiği gibi, 65 milyonu aşkın…
  10. Egemen paradigmanın içindeki ‘Muhalefet’
    Öznel müdahalenin öncelikle yönelmesi gereken hedeflerden biri, bütün hareketlerde, ama özellikle emek hareketinde emekçi demokrasisini (proleter demokrasiyi) örgütlemek yerine kendi grupsal iktidarını örgütleme anlayışıdır. Bunun devrimci Marksizmle bir alakası yoktur.…
  11. Devletin emperyalist siyaseti, faşizm ve Kürt sorunu
    Krizin görüngülerinden biri ABD hegemonyas?n?n çökmekte olu?u. Büyük ihtimalle hegemonya krizi çoklu seçeneklerle uzun süre devam edecek. Bu seçenekler ?imdilik Çin, Rusya, Hindistan olarak görünüyor. Bölgesel hegemonya mücadelesi içinde olanlar…
  12. Dayanışma
    Dayanışma
    21 Mayıs 2020
    Sosyalist politika, geleceği bugüne izdüşüren bir yaklaşımla hareket eder. Bir başka deyişle onun temeli, alternatif bir toplumsal ilişki biçimini geliştirmektir. Bu ilişki biçimi, egemen ilişki tarzına karşıt alternatif nüve olarak…
  13. AKP-MHP’li vekiller deyyusların ‘siyasi’ temsilcileri mi?
    Bu iktidara kar?? direni? anayasal bir hakt?r ve me?rudur. Ait oldu?u yere, tarihin çöplü?üne gönderilmesi ya?amsal oldu?u kadar art?k ahlaki bir sorundur. Fezlekesini yazman?n zaman? çoktan geçti bile.. ?nfaz yasas? koronavirüse…
  14. Cumhuriyeti mi, tasfiyesini mi kutluyorsunuz!
    Zira Cumhuriyetin ilkeleri, başta laik sistem, onun birincil uygulama alanı eğitimin akla ve bilime dayalı temelleri yok edilmiş durumda. Devlet aygıtları islamileştirilmiş, cumhuriyet ordusu, Son Suriye harekatının da gösterdiği gibi,…
  15. Cumhur ittifakı değil Cürüm ittifakı
    Demokrasiye, özgürle?meye en çok ihtiyac? olanlar, elbetteki emekçi s?n?f ve katmanlard?r, kad?nlard?r.. Bu nedenle, Emek ve Kad?n Cephesi, anti-fa?ist mücadelenin, kürt halk?n?n da taleplerini kapsayan demokratik cumhuriyet mücadelesinin itici gücü olarak…
  16. İkili kriz: hem iktidar hem muhalefet
    Ortada giderek gerçekli?i su yüzüne ç?kmakta olan bir iktisadi kriz olmas?na, bunun da diktatörlü?ü beka endi?esine sürüklemesine ve toplumun her türlü hile ve bask?ya ra?men direncini sürdürüyor olmas?na kar??n, muhalefet…
  17. Diktatörlüğün Sonbaharı
    ‘Ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler!’ -Bu söz, Marie Antoinette tarafından, Paris'te ekmek kıtlığının doruğa ulaştığı esnada, kocası XVI. Louis ile birlikte kral ve kraliçe olarak Fransız tahtına geçtikleri taç giyme töreninde söylendi.…
  18. Türkiye yol Ayrımında
    Türkiye yol Ayrımında
    2 Mayıs 2018
    Kritik bir eşikten geçiyoruz. Egemen güç, ya Türkiye’nin demokrasiye dönük iki yüzyıllık deneyimlerini kesintiye uğratacak ya da toplum, içine hapsedildiği cendereyi patlatarak özgürlükçü bir paradigmanın ufkuna açılan olanaklı alternatifleri yeşerten…

ANALİZ

ANALİZFaşizm ve İç Savaş

Faşizm ve İç SavaşErdoğan- Bahçeli ikilisinin ya da Cumhur ittifakının ülkede iç savaşı da göze…