Bread and Pupet ile Röportaj

Emel Sancaklı

4 Ekim 2022
Bread and Pupet ile Röportaj

1963 yılında Peter  Schumann  tarafından kurulan  Bread and Puppet Theater, kağıt hamuru ve mukavvadan  tasarladıkları dev kuklalarla tanınıyor.  Amerikalı kukla tiyatrosu,  kurulduğu yıldan günümüze kadar şiddetin her türlüsüne karşı çıkarak dil, din, ırk gözetmeden ayrımcılığa maruz kalanlara destek oluyor. Farklı ülkelerde oluşturdukları ekipleriyle tasarladığı devasa kuklalarla performans gösterileri gerçekleştiriyor. 17. İstanbul Bienali için Eylül ayında Bilgi Üniversitesi’nin  Santralistanbul kampüsünde, benim de yer aldığım 60 kişilik ekip ile çalışarak devasa kuklalar tasarladı.

Clara Dolary, Adam Cook ve  çevirmenimiz Feride Eralp’tan oluşan bu muhteşem ekibin liderliğini üstlenmiş olan John Bell ile yaptığımız röportajı aşağıda okuyabiliriz.

Öncelikle hoş geldiniz.

C:Hoş buldum.

Çok değerli hocam John, Politez okuyucularına  kısaca Bread and Puppet Kukla Tiyatrosu ve tiyatronun kuruluş amacından bahseder misiniz?

C: Peter Schumann tarafından 1963 yılında kurulan “Bread and Puppet” Tiyatrosu kendilerinin karton ve hamurla tasarladığı dev kuklalarıyla bilinir. Tiyatro, çeşitli ülkelerde oluşturdukları takımlarla, kendilerinin tasarladıkları dev kuklalarla birlikte sahne şovu sergiler. “Ekmek ve Kukla” Tiyatrosu Peter Schumann tarafından dans ve heykeltraşlık geçmişiyle kuklacılığa geçiş yaparak 1963 yılında kuruldu. Peter Schumann, 1934 yılında, Almanya’da doğdu. II. Dünya Savaşı döneminde mülteci olması, yaşadığı travmalar ve şiddete maruz kalması sanatına yön verdi. 1960’ların New York şehri, “Bread and Puppet” Tiyatrosu’nun kurulduğu yer, deneysel projelerin tiyatro, dans, müzik, heykel, resim ve birçok sanatsal alanda denendiği ve bunlara “Olaylar” (Happenings) denildiği bir dönemdi. Schumann’ın “Olayları” ise kukla şovlarıydı ve o zamanlar çok farklıydı çünkü Porto Rikolu kiracıların grevleri veya Vietnam Savaşı protestoları gibi politik davaları destekliyordu. Ayrıca, “Bread and Puppet”ın işleri arındırılmış sanat galerileri ve tavan araları yerine caddelerde, parklarda ve başka kamu alanlarında sergileniyordu. “Bread and Puppet” 1969 senesinde Vermont eyaletine taşındı ve şu anda Glover şehrinde bir çiftliğin içinde hem kapalı alan tiyatro şovları tasarlayıp sunmakta hem de açık alanda yarışmalar ve kukla sirkleri düzenleyip Amerika ve dünyada seyir şovları sergilemektedir.

Üretimlerinizin ana malzemesi olan atık maddelerle yapmış olduğunuz çalışmalar bana  tüketim çılgınlığına dur diyerek  her bir atık  maddenin  kolektif  çalışma ile yeniden vücut bulduğunu gösteriyor.  Bize  devasa kuklaların   şekil alma sürecinden bahseder misiniz?

C: “Bread and Puppet” Tiyatrosu tiyatronun ekmek kadar ulaşılabilir (ve gerekli) olduğuna inanır ve gösterilerinde ekmek dağıtır ve bunun parçası olarak da karton ve geri dönüştürülebilen materyaller gibi ucuz ve kolayca ulaşılabilen materyallerle kuklalarını yaratır. İstanbul Bienali için yapılan “Bread and Puppet” atölyeleri kapsamında yapılan “Toplumun Şeytanları” (Demons of Society) figürleri de dahil olmak üzere kuklalar atölye gönüllüleriyle birlikte Bilgi Üniversitesi çöplüğündeki atıklardan; “dev kafa” kuklası Clare Dolan liderliğiyle kağıt hamuru ve gazete kalıplarından; Adam Cook liderliğiyle yapılan bayraklar ve büyük kukla geminin gövdesi ise Kapalı Çarşı’dan satın alınan kumaşlarla; 60 adet karton kanatlar ise Beyoğlu’ndaki bir kağıt geri dönüşümcüden satın alınarak yapıldı.

17. İstanbul Bienali kapsamında  Bread and Puppet ekibi ile üç hafta boyunca birlikte çalıştık. İstanbul’daki deneyimlerinizi size sorsam  okuyucularımızla neler paylaşmak istersiniz?

C: İstanbul’da “Toplumun Şeytanları” atölyelerinde ve performanslarında kendilerini adamış ve heyecanlı bir sürü gönüllüyle birlikte çalışmak çok keyifliydi ve çok heyecanlıydık. 20 veya 25 civarında gönüllü insan olacağını bekliyorduk ama bunun yerine 60 kişilik bir grup ile çalışmamızı bitirdik. Bu kadar büyüklükteki bir grupla çalışmak bazen lojistik yönden zorlayıcıdır ama hevesleri ve destekleri bu işi alışılmışın dışında üretken ve artistik yönden başarılı bir projeye dönüştürdü. Üç farklı ve heyecan verici konumda -Bilgi Üniversitesi, Küçükçekmece ve Gazhane Müzesi’nde- açık alanda performe etme fırsatını yakalamaktan ve seyircilerden aldığımız pozitif geri dönüşlerden gurur duyduk.

İlk hafta gönüllülerimize yönelttiğiniz ‘’İblis nedir? sorusuna karşılık gelen kavramlar  ve kuklalar tahmin edilebilir miydi? Sizi şaşırttı mı?

C: Gönüllülerin günümüze ait “Toplumun Şeytanları”nı nasıl tanımlayacağından emin değildik. Başlarda cevapları genelde karmaşık, çok katmanlı ve kişiselleştirilmişti. Ürettiğimiz şeytanlar ise “Mükemmellik”, “Ahlak”, “Kapitalizm”, “Teslim”, “Korku”, “Tepkisizlik” ve “İkilik” de dahil olmak üzere İstanbul’daki modern hayata karşılık geldi ve seyirciyle güçlü bir şekilde bağlandı.

Bread and Puppet Theater, İstanbul’daki  ‘’The Demons of Society’’ (Toplumun kötülükleri)   performansıyla yerel halka kendini tanıtmayı başarabildi mi? Düşünceleriniz neler?

C: İstanbul’da büyük bir grupla birlikte çalışmaktan ve kolektif işimizi 3 farklı konumda seyirciyle buluşturmaktan gurur duyduk. Onlarca senedir “Bread and Puppet” var olmasına rağmen oyunumuzu sergilediğimiz çoğu insan, tiyatroyu duymamıştı ve bu tarz bir tiyatroyu onlara ulaştırmak çok heyecan vericiydi. Üç hafta boyunca bizimle gönüllü olarak çalışan 60 kişiyle tanışmaktan, bütün eforuyla birlikte bizimle birlikte olan 4. “Bread and Puppet” üyemiz, çevirmen Feride Eralp’in yardımlarından ve bize materyalleri bulmamızda yardımcı olan diğer kişilerle tanışmaktan memnuniyet duyduk. Özellikle Karagöz ve Hacivat ustası Cengiz Özek ile tanışmaktan ve onun geleneksel Türk Gölge Oyunu versiyonlarını tecrübe etmekten ve Küçükçekmece’de Türk bando takımıyla birlikte çalışmaktan memnuniyet duyduk. İstanbul’da olmayı ve oyun sergilemeyi sevdik ve umarım tekrar gelebiliriz

Sizinle tarihe doğru bir yolculuğa çıkacak olsak, yazı bilmeyen ilkel insanların da kukla yaptıklarını   bildiğimize göre, kabile yaşamının ortaya çıkışından bu yana  uygarlığın parçası olan kuklaların  kökenini, büyü törenlerinde  aramamız doğru olur mu, ne dersiniz?

C: Kuklalar ve oyun objeleri dünya çapında insan kültürünün bir parçasıdır; şimdiye kadar bulunmuş en eski kukla 25.000 yaşında olduğu düşünülüyor ve Çek Cumhuriyeti’nde bulundu. Evet, kuklalar ve oyun objeleri başlıca araçlardır ve genellikle şamanlar tarafından kullanıldı; ayrıca din, politika ve topluluk gösterilerinde önemli bakış açılarını ifade etmek için gerekli. Evet, kuklanın kökenleri birçok ritüelde görülebilir

Osmanlı  döneminde   kukla kullanımı oldukça fazla. Batılılaşmayla birlikte batı kuklasının,  Osmanlı’ya Batılılaşmayla birlikte  girdiğini biliyoruz. Politez okuyucularına  Türkiye’deki kukla kullanımı ile ilgili izlenimlerinizden bahseder misiniz?

C: Kuklacılar olarak Cengiz Özek gibi kuklacıların halen devam ettirdiği “Hacivat ve Karagöz” gölge tiyatrosu geleneklerini takdir ediyoruz. Türk kuklacılığında kullanılan çeşitli kukla varyasyonlarını, günümüzde cadde performanslarında ve Osmanlı döneminde kutlamalarda kullanılan dev kuklaları, Kürt yörelerindeki “bûke-barane” kuklalarını, Amerika ve Avrupa’nın tanıdığı televizyonlarda ve canlı performanslarda kullanılan kuklaları ayrıca biliyoruz. Birçok gönüllü katılımcımız üniversitede kuklacılık üzerine eğitim aldı ve onlar tarafından yapılmış birçok ilginç ve başarılı kukla örnekleri gördük.

Toplumun kanayan yarası olan  tüketim çılgınlığının merheminin sanat olduğuna inanır  ve hep bunu savunurum. Bu konu ile ilgili sizin görüşleriniz nelerdir?

C: “Bread and Puppet” Tiyatrosu en başından beri sanatın o dönemin sosyetesini eleştirebileceğine inanır ve bu sebeple günlük hayat problemlerimizi yorumlamak tiyatronun bir parçasıdır. Peter Schumann’ın 1984 senesinde yazdığı “Ucuz Sanat Manifestosu”nda (Cheap Art Manifesto) belirttiği gibi “Sanat ucuz olmadılır ve herkesin ulaşabileceği bir şey olmalıdır. Her yerde olmalıdır çünkü dünyanın özüdür”. Başka bir makalesinin sonucunda, “Kukla Tiyatrosunun Radikalliği” (The Radicality of the Puppet Theater) - (1990), “Kukla Tiyatrosu, daha çok agresyon ve amaç yüklenerek kukla tiyatrosundan fazlası olup, tanrıların bize aslında bağırmaları gereken şeyleri ifade eden; onların sesi olabilir mi?” sorusunu sorgular. Tüketim çılgınlığının ve ekolojik krizlerin nedenleri sanata kesinlikle yönlendirilmesi gereken önemli konulardır.

Toplumun kötülüklerini medya üzerinden incelediğimde,  bunları, istedikleri yönde şekil vererek  izleyiciye sunduklarını görüyorum. Bir sanatçı olarak siz bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

C:  Türk medyasına aşina değilim. ABD’de, karşılaştığımız gayet net ve açık olan problemler ve zorluklar her zaman açık bir şekilde gösterilip açıklanmıyor. Bence “Toplumumuzun Şeytanları” (Demons of Society) gönüllülerinin bugünkü Türkiye’de karşılaşılan zorlukları seyirciye tanımlanmasında kendi karmaşık düşünme yoluyla yansıttı ve aslında gösterimizin izleyicisinin tümü pozitif bir reaksiyon verdi.

Yaratıcılık  konusu, politikacıları, akademisyenleri ve dünyanın her yanından bireyleri  heyecanlandırabiliyor ve çok önemli olduğu söylenerek  gelecekteki refahımızın merkezinde yer alacağı iddia ediliyor. Sanatçı olarak sizce yaratıcılık tam olarak nedir? Nasıl  gerçekleşir  diye sorsam, neler söylemek istersiniz?

C: Kendi kişisel perspektifimden cevap verebilirim, ama bu İstanbul’daki diğer “Bread and Puppet” çalışma arkadaşlarım Claire Dolan, Adam Cook, Feride Eralp ve yönetmenimiz Peter Schumann’ın düşüncelerinden farklı olabilir. “Bread and Puppet”ın perspektifine göre güzellik, gerçek ve artistik yetenek kaygılarına sahipken yaratıcılık en değerli ve titreşen bir şeydir ve hepsi Amerikalı yazar Grace Paley’in “Bread and Puppet” için yazdığı şiirde de belirttiği gibi “gerçeği açıkça ifade et,” ve “Açıkça söyle! Konuş! Ondan konuş! Neden olmasın?” ile iç içedir. Birçok toplumda gerçeği açıkça söylemek zor bunu biliyoruz ve ABD’de bunun ayrıcalığını yaşıyoruz. Yine de boşlukları sanatla doldurmak ve bunu doğrudan ve dolaylı yollardan yapma arzusuyla dolup taşıyoruz. Bazen sanatçılar kendilerine güzellik ve hikayeye odaklanmaya izin verebilirler, fakat bazen de kendi durumları hakkındaki gerçeği söylemeye mecbur hissederler.

Neden bazı insanlar için parlak taze fikirler bulmak kolay iken  diğerleri için zordur? Bunu  farklı programlanmış ‘’yaratıcı tipler’’ meselesine bağlayabilir miyiz? Yoksa tutamla mı alakalı?

C: Bilmiyorum. Bence her zaman parlak ve taze fikirlerle gelmek zordur. Peter Schumann bunu sürekli dinleme, bakma, sorgulama ve yaratma gibi düzenli pratiklerle yapabilir hale gelmiş gibi duruyor.

Son olarak Politez okuyucularına neler söylemek istersiniz?

C: Bizim için 3 hafta boyunca muhteşem insanlarla İstanbul Bienali için ve geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da Diyarbakır Sanat Merkezi’nde ve Mordem Sanat’ta birçok muhteşem insanla çalışmak bir ayrıcalıktı. Türkiye’de birçok kibar ve cömert insanla ve bizim gibi kuklanın, dansın, müziğin, sanatın ve bütün kombinasyonlarının potansiyeline inanan birçok sanatçı tarafından memnuniyetle karşılandık. Hepimiz, dünya genelinde, zorluklarla karşılaştığımız bir dönemden geçiyoruz ve kendi evimizden uzak yerlerde iyi insanlarla dayanışma içinde olmak iyi.

 Sevgili hocam John, bana bu röportajı gerçekleştirme fırsatı verdiğiniz  için çok teşekkür ederim.

C: Ben teşekkür ederim.

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Sanatçı Armağan Ulusoy'la söyleşi
    ''Eğer daha önce çamurdan bir şey yaptıysanız, bunun son derece heyecen verici ama aynı zamanda da sakinleştirici bir süreç olduğunu bilirsiniz. Seramik çamurunun elinizde şekil alması, aklınızdakinin elinizde canlandığını hissetmek,…
  2. Devrimci Feminist Paula Rego
    Sanatçının, 1998 yılında yasa dışı kürtaj olan kadınları resmeden pastel eserleri, Portekiz’de ilgi odağı olmuştur ve oluşan kamuoyu baskısıyla,  2007 yılında ikinci bir referandum kampanyası düzenlenir ve kürtaj yasal hale…
  3. Ressam Selin Çelikdelen'le röportaj
    ''Hayatım boyunca bireysel ve umursamaz bir yanım vardı. Tüm dünya karşımda da olsa ben özgün ve özgür bir şekilde yol alan biriyim. İnsanlara ve düşüncelerine saygım var ama kimse beni…
  4. Ressam Ataman Oğuz'la Röportaj: 'Resim Sanatında Deli Tipolojisi'
    “Sanatçı doğası gereği anarşik bir yapıdadır bu durumda yaşantısı ve cesareti ile sanatçıyı toplumunun aykırısı, cüret sahibi yapıyor, belki bu cüretle çılgınlık arasında bir bağ kurulabilir.  Öte yandan halk kuşatamadığı,…
  5. Savaşa sanatla direnen bir kadın: Kathe Kollwitz
    “Gerekçe ne olursa olsun savaşa hayır diyen biri olarak, yüzyıllardan beri birçok sanatçının Kolwitz gibi eserleriyle kendi iç dünyalarındaki yaralarını sardığı apaçık ortada. Pablo  Picasso “Guernika”  ile, Norveçli ekspresyonist  ressam…
  6. Delilik ve Sanatın Rengi
    Delilik ve Sanatın Rengi
    15 Şubat 2022
    ''Eski çağlardan günümüze kadar akıl sağlığı bozulan kişilerin gözlerinin şüpheyle uzaklara ya da hayalimsi bir şeye odaklandığı gözlemlenmiştir. Aslında bu bireyler akışkanlık gereği yakında olan her şeye bakmaktan kaçınırlar.  Çünkü…
  7. Ressam Alpay Aksayar ile Röportaj
    Çok değerli dostum ve hocam Alpay Aksayar ile yine bir aradayız.  Yaklaşık altı yıldır tanıdığım bu değerli isim sanat serüvenimde her zaman yanımda olup anlatım güzelliği ve üslup zenginliğiyle bizlere…
  8. Resim Sanatının Usta İsmi Mehmet Güleryüz
    Türkiye’deki sosyo – kültürel dille dışa vuran,  resimden desene, heykelden  gravüre, tiyatrodan performansa  uzayan,  zengin  bir ifade arayışının gelişim ve dönüşümlerle ışık tutan ismidir Mehmet Güleryüz. Güleryüz, 1980’li yıllarda izlenimciliğe…
  9. Tabuları Yıkan Kadın Ressam; Mihri Müşfik
    Türkiye’de çağdaş resim çalışmalarını ilk başlatan kadın ressamımız Mihri Müşfik’tir. Kadınların ötekileştirilip, yok sayıldığı dönemlerde yaşamış bir kadın ressam olarak var olma mücadelesini hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Osmanlı İmparatorluğu’nda Saray’a yakın…
  10. Karanlığın Ustası; Michelangelo Merisi Da Caravaggio
    Caravaggio’nun resimlerinde siyah renk çok baskındır. Büyük yüzleri aydınlatan kuvvetli ışığın yerine, önemli noktaları kısmi aydınlatan cansız bir ışık gelmiştir. Resimlerinde karanlık hâkim, belirsizlik ve melankolik atmosfer daha yoğundur.    …
  11. Resim Sanatının Filozofu Rembrandt
    17. yüzyılın en büyük Flemenk ressamı, Barok döneminin devidir. Yenilikler yapma yolunda gösterdiği yetenek onu birçok çağdaşından ayırır. Belli öğeleri, daha fazla aydınlanmış ışığı doğru ve hızlı biçimde kullanır. Asimetri…
  12. Rönesans'ın Dehası: Leonardo Da Vinci
    Da Vinci, Padişah II.Beyazıd'a şöyle yazar: İstanbul'dan Galata'ya uzanan bir köprü yapmak istediğinizi, yapabilecek biri bulunmadığı için köprüyü yapamadığınızı duydum. Ben nasıl yapılacağını biliyorum. Dünyaca ünlü bilim insanı ve sanatçı…
  13. Yağlıboyanın mucidi ressam: Jan Van Eyck
    Jan Van Eyck resim sanatında yüz çizgileri ve özelliklerini yansıtarak “Flaman resim tekniğini” ortaya çıkarmıştır.  Gotik dönemin etkisi altında olan Flaman resim sanatını zenginleştirmiş, perspektifi Flaman resim sanatına ekleyerek resim tarihinde kalıcı…

ANALİZ

ANALİZFaşizm ve İç Savaş

Faşizm ve İç SavaşErdoğan- Bahçeli ikilisinin ya da Cumhur ittifakının ülkede iç savaşı da göze…