Söylemin Gölgesinde

Onur Yamaner

7 Ocak 2023
Söylemin Gölgesinde

''Göçmenlerin çıktığı yolculuğun varış noktalarından biri olan kent bir yanıyla “özgürlüğe” açılıyor, fakat bedeli aynen fotoğraflarda olduğu gibi yalnızlık ve tekinsizlik olan bir özgürlük bu. Göç eden insanlar kanatlarını çırpsalar da oldukları yerden ne geri ne ileri gidebiliyorlar, çünkü sonunda elde ettikleri “özgürlük,” eve geri dönüş özlemini hep yedeğinde saklıyor.''

Söylemler ve biz… söylemler ve ona maruz bırakılanlar… söylemler ve söylemleri üretenler… söylemler ve onları kullananlar… söylemler ve onların gölgesindeki hayatlar…

Aslında söylemleri ne kadar da sık duyuyor, okuyor, görüyor ve hissediyoruz. Bir de söylemin başına “ayrıştırıcı”eklediğimizde nasıl kuşatıldığımızı daha da iyi anlıyoruz. 

Söylemin Gölgesinde aslında iki kere farklı şekillerde aynı isimle hayata geçirmeye çalıştığımız ama başaramadığımız projenin adıydı. Projenin isimini de çok değerli dostum Gültekin Ayaz buldu. Denemelerimizden ilkinde Suriyeli mülteciler hakkında ulusal ve yerel basındaki çıkmış haberleri katılımcılara verdik. İstenilen ise okudukları haberleri resim, fotoğraf veya kolaj ile ifade etmeleri idi. Haberleri okuyan hem yerli, hem mülteci katılımcılarımızın zihninde ne belirdiğini ve nasıl bir aktarım yapacaklarını merakla bekliyorduk. Hatta haberleri de kendilerinin seçmelerini ve yaptıkları çalışmaların isimlerini kendilerinin belirlemelerini istedik. İnanılmaz geri dönüşler aldık fakat içinde bulunduğumuz şartlar, görsellerden oluşan kitapların yüksek maliyeti ve diğer etkenler projenin gerçekleşmemesi ile sonuçlandı. 

Bu yazı aslında Söylemin Gölgesinde yaşayan mültecilerin hayatlarına dair alternatif bir söylem üretmek isteyen, zaman ayıran bu güzel insanların emeklerine bir teşekkür ve aynı zamanda bir özür yazısıdır. 

Burada tamamı olmasa da görsellerin bir kısmını bile paylaşabilmek tüm Söylemin Gölgesinde ekibi için gerçekten çok huzur verici. 

Karanlıkların gölgelediği söylemleri ve ayrıştırıcı söylemlerin gölgelediği mülteci hayatları ve onların öznel deneyimlerini aracısız anlatabilmek adına sizlerle Özlem Akkaya hocamızın önsözünden bir kesit ve önsözde bahsi geçen görselleri paylaşıyorum.  

”Aşağıda kitabın anlattığı hikâyeyi kısaca yorumlamaya çalışacağım, ancak başlamadan altını çizmem gerekir ki, benim kitaptaki çalışmalardan ve onlarla bir araya geliş şeklinden çıkardığım yorum, olası onlarca yorumdan sadece bir tanesi. Ayrıca, bu önsözü kaleme alırken kitapta yer alan her çalışmaya atıfta bulunmak zaman ve yer darlığından dolayı mümkün olmamış olsa da aşağıdaki satırları yazdıranların, kitaptaki her bir çalışmadan damıtılmış hisler ve düşünceler olduğunu belirtmek isterim.

Kitabımızın hikâyesi “umut”la başlıyor. Zeynep Başaran’ın çalışmasında tel örgülerin ardından batmakta olan güneşin artık “doğduğu toprakları ısıttığından” şüphe ediliyor. 

Zeynep Başaran//Güneş Doğduğu Toprakları Da Isıtır Mı? 

Ama o güneş bir yandan da tel örgülerle parçalanan dünyanın yapaylığını yüzümüze çarparak “umuda” işaret ediyor.

Mustafa Karaali / Sınıra Doğru

Bizi delip geçen anlardan biri de “Türkiye Yolunda” bindikleri otobüste, gözetlediğimiz insanlar tarafından fark edilmemenin verdiği skopofilik hazza meydan okuyarak, doğrudan gözlerimizin içine bakan göçmen kadın… 

Son yılların küresel çapta popüler dizilerinden birine atıfla söylersek “tuhaf şeyler”in kuşattığı bir dünyadan kaçıp can havliyle sığındığımız evimizin aslında sandığımız kadar güvenli olmadığını hatırlatan bir meydan okuma bu. Yersiz yurtsuzluğun ortak kaderimiz olduğunun altını kalın bir kalemle çiziyor.

Mustafa Karaali / Kaygı

Öte yandan, Mustafa Karaali’nin “Kaygı” adlı çalışmasındaki göçmen çocuğun tüm sakınganlığıyla da olsa kameraya yaptığı işaret, uzak dünyalardan başka bir ihtimali haber veriyor: barış!

Göçmenlerin çıktığı yolculuğun varış noktalarından biri olan kent bir yanıyla “özgürlüğe” açılıyor, fakat bedeli aynen fotoğraflarda olduğu gibi yalnızlık ve tekinsizlik olan bir özgürlük bu. Göç eden insanlar kanatlarını çırpsalar da oldukları yerden ne geri ne ileri gidebiliyorlar, çünkü sonunda elde ettikleri “özgürlük,” eve geri dönüş özlemini hep yedeğinde saklıyor.

Mustafa Öngün / Sessizlik

Mustafa Öngün’ün “Sessizlik” adlı çalışmasındaki kız çocuğunun özgürce uçuşan saçları ise başka bir tür dünyanın ve başka bir tür özgürlüğün mümkün olduğunu kulaklarımıza fısıldıyor: kadınların özgür olduğu bir dünya! Çünkü kitaptaki çoğu çalışmada da olduğu gibi genellikle çocuklarıyla birlikte anılan, mağdur/kurban rollerini sessizce oynamaları beklenen ve oynamadıkları takdirde bizzat evin dışındaki varlıkları nedeniyle bile “huzurlarımızı bozan” kadınlar özgürleşmeden kurulacak her yenidünya biraz eksik olacak.

Mustafa Öngün / İktidarın Gölgesinde

Bu başka bir dünya ihtimalinin gerçeklik kazanması, Mustafa Öngün’ün kitaptaki bir diğer çalışması “İktidarın Gölgesinde”de olduğu gibi, muktedirleri olduklarından çok daha “uzun” gösteren gölgelerin ardına bakabilmekten geçiyor.

Yusuf Gülsevgi / Kaybolan Hayatlar 

Yusuf Gülsevgi’nin “Kaybolan Hayatlar” başlıklı çalışması ise “renkli” hayatlarımızın bir anda kâbusa dönüşebileceği endişesini bilinçdışımızın derinliklerinden çekip çıkarıyor. Ama Gülsevgi’nin bu çalışması da diğer pek çok çalışmada olduğu gibi, doğal sandığımız bu hayatların yapaylığını yüzümüze vururken bir umuda işaret ediyor.

Bugün sosyal medyayla daha da “renklenen” hayatlarımızda, çoğumuzun bakmayı en sevdiği imgelerden biri yamuk yumuk bebek ayakları… Freud’un oral döneme gerileme dürtümüzün yöneldiği bir dış nesne olarak yorumlayacağı bu çıplak ayaklar, İnanç Yıldız’ın “Yalınayak” çalışmalarındaki gibi bambaşka bir hikâyenin çerçevesi içine sığdırıldıklarında (ya da daha doğrusu sığdırılamayıp oradan taştıklarında) bir kez daha alışkanlıklarımızın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. O çıplak ayaklar biraz yaş aldıklarında Evrensel gazetesinden Volkan Pekal’in çalışmasında olduğu gibi, “başkalarının çöplüğü”nde dolaşmak zorunda kalıyorlar.

Mustafa Öngün / Geride bıraktıklarımız

O an Mustafa Öngün’ün “Geride Bıraktıklarımız” çalışmasında arkasını dönüp belki de asla geri getiremeyeceği bir geçmişi çaresizce bekleyen adamın ruh halinden ne kadar uzağız, diye kendimize soruyoruz. Veya “kendi algıladığımız kadar” yaşadığımız hayatlarımızda bugün mutlak bir kötülük olarak andığımız ve kendimizi uzak tutmaya çalıştığımız şeylerin aktörlerine dönüşmekten ne kadar uzağız? İşte bu yüzden Timothy Synder (2015: 320) hem bir tarih hem de bir uyarı olarak Holocaust’a dikkat çeken çalışmasında şöyle diyor:

Gelecekteki bir felakette kurtarma görevlileri olduğumuzu hayal edelim. Eğer devletler çökmüş, yerel kurumlar yozlaşmış ve ekonomik teşvikler cinayete yönlendirilmiş durumdaysa çok azımız iyi bir davranış sergilerdi. 1930’ların ve 1940’ların Avrupalılarından etik bakımdan daha üstün veya bu bağlamda Hitler’in başarıyla yaygınlaştırıp fiiliyata geçirdiği türden düşüncelere karşı daha dirençli olduğumuzu düşünmek için çok az nedenimiz var.

Diğer yandan yine o fotoğrafta salıncakta sallanan küçük çocuk, başka bir dünya ihtimalini bir kez daha müjdelemiyor mu? Michalengelo’nun Adem’in Yeniden Yaratılışı eserinin, günümüzün mültecilik gerçeği ışığında yeniden yorumlanmasında olduğu gibi, dayanışmayla hayata tutunma ihtimalini müjdelemiyor mu? Fakat bu ihtimal, araya çekilen insan yapımı güvenlik şeritlerinin parçalanmasına bağlı. Çünkü bir kez daha Baumann’ın (2018: 71) sözleriyle söylersek, “insanlara hiçbir seçim şansı bırakmayan bir duruma neden olan şey, bir dizi insani seçim”den başka bir şey değil ve evlerimizin güvenliğini sağlamak umuduyla kendimizi tel örgülerle, çitlerle çevirerek küresel bir felaketi dışarıda tutmak mümkün değil.”

Özlem Akkaya İstanbul, Ağustos 2020

Söylemin Gölgesinde Ekibi

Gültekin Ayaz

Yonca Sağaltıcı

Mustafa Karaali

Onur Yamaner 

Yararlanılan Kaynaklar:

Baumann, Z. (2018). Retrotopya (Çev. Ali Karatay). İstanbul: Sel Yayıncılık (2. baskı).

Galeanon, Ed. (2017). Tepetaklak: Tersine Dünya Okulu (Çev. Bülent Kale). İstanbul: Sel Yayıncılık (2. baskı).

Kafka, F. (1988). “Departure.” The Collected Short Stories of Franz Kafka içinde, der. Nahum N. Glatzet. London: Penguin.

Synder, T. (2015). Black Earth: The Holocaust as History and Warning. New York: Tim Duggan Books.

Kapak Görseli: Soner DEMİREL

Yazarın Dİğer Yazıları

  1. Depremzede Olamama Hali
    İki kelimelik bir cümleden yola çıkmak oldukça zor. Fakat yolculuğu dolu dolu yaşatacak, üstüne saatlerce konuşulacak bir cümleyse galiba o kadar zor olmasa gerek. Nedir depremzede olamama hali? Kim depremzede…
  2. Yeni Ötekiler
    Yeni Ötekiler
    26 Aralık 2022
    Irkçı bir görünmezlik peçesinin ardında yaşamak... Tıpkı bu toprakların yeni ötekileri Suriyeli mülteci kadınlar gibi. Peki, bu peçe neyi örter? Sınırları var mıdır? Peçenin arkasında kalmak ve hayata oradan bakmak nasıl bir…

ANALİZ

ANALİZFaşizm ve İç Savaş

Faşizm ve İç SavaşErdoğan- Bahçeli ikilisinin ya da Cumhur ittifakının ülkede iç savaşı da göze…